Sarıhan Hukuk ve Danışmanlık 2023 yılında avukat Seda Sarı tarafından Eskişehir’de kurulmuştur. Dinamik kadrosuyla müvekkillere hızlı ve etkin bir hizmet vermektedir. Ulusal ve uluslararası alanda hukukun birçok dalında hizmet vermekte olan Sarıhan Hukuk Eskişehir Odunpazarı’nda bulmaktadır.

TBK 344 Nedir? Kira Artışı ve Kira Bedelinin Belirlenmesine İlişkin Temel Kurallar

  • Home
  • Kira Davaları
  • TBK 344 Nedir? Kira Artışı ve Kira Bedelinin Belirlenmesine İlişkin Temel Kurallar
Madde 344

Kira ilişkileri, özellikle son yıllarda artan enflasyon ve konut ihtiyacı nedeniyle hem kiracılar hem de mal sahipleri açısından ciddi uyuşmazlıklara konu olmaktadır. Bu noktada Türk Borçlar Kanunu’nun kira artışlarını düzenleyen en kritik maddelerinden biri  TBK 344 olarak karşımıza çıkar. TBK Madde 344, kira bedelinin hangi esaslara göre artırılabileceğini, tarafların bu konuda ne ölçüde serbest olduğunu ve hangi durumlarda yasal sınırların devreye girdiğini açık biçimde belirler. Uygulamada yanlış yorumlanan bu düzenleme, kira artış oranı konusunda birçok hukuki hataya yol açabilmektedir.

Bu nedenle kira sözleşmesi hazırlanırken veya kira artışı talep edilirken, yalnızca sözleşme hükümlerine değil, TBK Madde 344’ün emredici kurallarına da dikkat edilmesi gerekir. Özellikle uzun süreli kira ilişkilerinde ve beş yılı aşan sözleşmelerde, hukuki risklerin doğru analiz edilmesi büyük önem taşır. Bu aşamada bir kira avukatı tarafından yapılacak değerlendirme, hem kiraya verenin hem de kiracının hak kaybı yaşamasını önler. Aksi hâlde geçersiz artış şartları, iade davaları veya kira tespit davaları gündeme gelebilir.

TBK 344’ün Kira Hukukundaki Amacı ve Getirdiği Sistem

TBK 344’ün temel amacı, kira ilişkisinde ekonomik dengeyi korumak ve taraflardan birinin diğerine karşı aşırı güç kullanmasını engellemektir. Özellikle konut ve çatılı işyeri kiralarında, kiracının korunması ilkesi ön planda tutulmuştur. Bu madde ile birlikte, kira bedelinin artışı keyfî uygulamalara bırakılmamış; objektif, ölçülebilir ve denetlenebilir kriterlere bağlanmıştır. Böylece piyasa dalgalanmalarının kira ilişkisini tamamen kontrolsüz hâle getirmesi önlenmek istenmiştir.

Getirilen sistem, kira artışını belirli oranlarla sınırlarken aynı zamanda yargısal denetimi de mümkün kılar. Taraflar kira sözleşmesinde artış oranı belirlemiş olsalar bile, bu oran yasal sınırları aşıyorsa geçersiz sayılır. Bu yönüyle TBK 344, kira hukukunda sözleşme serbestisini sınırlayan ama hukuki güvenliği artıran bir mekanizma sunar. Özellikle ekonomik kriz dönemlerinde, bu sistem kiracıların ani ve fahiş kira artışlarıyla karşı karşıya kalmasını engelleyen temel dayanaklardan biridir. 

TBK 344’e Göre Kira Artış Oranı Nasıl Belirlenir?

TBK 344’e göre kira artış oranı, kira sözleşmesinde açıkça belirlenmiş olsa dahi, belirli bir üst sınırı aşamaz. Konut ve çatılı işyeri kiralarında, kira artışı bir önceki kira yılında açıklanan on iki aylık TÜFE ortalamasını geçemez. Bu kural, tarafların iradesinden bağımsız olarak uygulanır ve emredici nitelik taşır. Yani sözleşmede daha yüksek bir artış oranı yazılmış olsa bile, bu hüküm hukuken geçerli kabul edilmez.

Uygulamada sıkça karşılaşılan bir hata, yıllık kira artışının doğrudan piyasa koşullarına veya döviz kuruna göre yapılabileceği düşüncesidir. Oysa TBK Madde 344, bu tür hesaplamalara izin vermez. Kira artışının mutlaka yasal sınırlar içinde kalması gerekir. Aksi hâlde kiracı, fazla ödenen bedellerin iadesini talep edebilir veya artışın geçersizliğini ileri sürebilir. Bu nedenle kira artışı yapılmadan önce güncel TÜFE oranlarının dikkatle incelenmesi ve hukuki dayanakların doğru kurulması şarttır.

Beş Yıl Kuralı Nedir?

Beş yıl kuralı, TBK 344’ün en çok tartışılan ve en fazla yanlış anlaşılan yönlerinden biridir. Kira sözleşmesi beş yılı doldurduğunda veya beş yıldan uzun süreli olarak kurulmuşsa, kira bedelinin belirlenmesinde yalnızca TÜFE oranı esas alınmaz. Bu aşamadan sonra hâkim; emsal kira bedellerini, taşınmazın durumunu ve hakkaniyet ilkesini birlikte değerlendirerek yeni kira bedelini belirleyebilir.   

Bu durum, mal sahipleri açısından önemli bir hak olmakla birlikte sınırsız bir serbesti anlamına gelmez. Mahkeme tarafından yapılacak değerlendirme, piyasa koşullarını dikkate alsa da fahiş artışlara izin vermez. TBK 344, beş yıl sonunda dahi kiracının korunması ilkesini tamamen ortadan kaldırmaz. Bu nedenle beş yıl kuralına dayanarak yapılan her kira artışının hukuka uygun olduğu düşüncesi yanlıştır. Uygulamada bu süreç genellikle kira tespit davası yoluyla yürütülür ve uzman görüşü gerektirir.

TBK 344’ün Emredici Niteliği ve Tarafların Anlaşma Serbestisinin Sınırları

TBK 344, emredici bir düzenleme olduğu için tarafların aksine anlaşma yapması mümkün değildir. Bu durum, kira hukukunda sözleşme serbestisinin mutlak olmadığını açıkça ortaya koyar. Taraflar kira sözleşmesine diledikleri artış oranını yazabilirler; ancak bu oran yasal sınırları aştığında geçersiz olur. Mahkemeler, uyuşmazlık hâlinde sözleşme hükmüne değil, doğrudan TBK Madde 344 hükümlerine göre karar verir.   

Bu emredici yapı, özellikle kiracının ekonomik olarak zayıf taraf olduğu durumlarda büyük önem taşır. Kiracının baskı altında sözleşmeyi kabul etmiş olması, hukuken bağlayıcı bir sonuç doğurmaz. Bu nedenle kira sözleşmesi hazırlanırken, “taraflar anlaşmıştır” ibaresinin her zaman hukuki koruma sağlamadığı bilinmelidir. Kira ilişkilerinde uzun vadeli güven ve istikrar sağlamak için, yasal çerçevenin dışına çıkılmaması temel bir zorunluluktur.

TBK 344 Uygulamasında Yanlış Bilinenler

Uygulamada en sık yapılan hatalardan biri, kira artışının her yıl otomatik olarak piyasa rayicine göre yapılabileceği düşüncesidir. Oysa TBK 344, bu yaklaşımı açıkça reddeder. Piyasa artışları, ancak beş yıl kuralı kapsamında ve hâkim değerlendirmesiyle dikkate alınabilir. Bunun dışında yapılan artışlar hukuki dayanaktan yoksun kabul edilir ve ciddi uyuşmazlıklara yol açabilir. 

Bir diğer yanlış kanaat ise, kira sözleşmesinde artış hükmü yoksa kira bedelinin artırılamayacağı yönündedir. TBK 344, sözleşmede hüküm bulunmasa bile yasal artış oranının uygulanabileceğini düzenler. Bu nedenle sözleşme sessiz kalsa dahi, taraflar tamamen belirsizlik içinde değildir. Ancak yine de her somut olayın kendi koşulları içinde değerlendirilmesi gerekir. Bu noktada hukuki destek alınması, ileride doğabilecek dava ve alacak risklerini en aza indirir.

Comments are closed