Sarıhan Hukuk ve Danışmanlık 2023 yılında avukat Seda Sarı tarafından Eskişehir’de kurulmuştur. Dinamik kadrosuyla müvekkillere hızlı ve etkin bir hizmet vermektedir. Ulusal ve uluslararası alanda hukukun birçok dalında hizmet vermekte olan Sarıhan Hukuk Eskişehir Odunpazarı’nda bulmaktadır.

Alt İşveren Nedir?

Alt işveren, bir işverenden işyerinde yürütülen mal veya hizmet üretimine ilişkin belirli bir işi alan ve bu işi kendi işçileriyle yerine getiren kişidir. Uygulamada temizlik, güvenlik, yemek, taşıma, bakım, teknik destek ve bazı uzmanlık gerektiren alanlarda bu ilişkiyle sık karşılaşılır. Ancak her dışarıdan hizmet alımı alt işverenlik anlamına gelmez. Bir ilişkinin gerçekten alt işverenlik sayılabilmesi için kanunda ve uygulamada aranan bazı şartların birlikte bulunması gerekir. Aksi hâlde görünüşte kurulan ilişki geçersiz sayılabilir ve bunun hem işverenler hem işçiler açısından ciddi sonuçları ortaya çıkabilir.

Alt işverenlik, iş organizasyonuna esneklik sağlamak amacıyla kullanılan bir modeldir. Bununla birlikte hukuk düzeni, bu modelin işçi haklarını zayıflatacak biçimde kullanılmasına izin vermez. Çünkü bazı işverenler, asli işlerini parçalara ayırıp daha düşük maliyetli çalışma düzeni kurmak veya işçilerin kıdem, ücret, izin ve tazminat haklarını dolaylı yoldan sınırlamak amacıyla alt işverenlik görüntüsü yaratmaya çalışabilmektedir. Bu nedenle yalnızca imzalanan sözleşmeye değil, işin fiilen nasıl yürütüldüğüne, işçilerin kimden talimat aldığına ve ilişkinin gerçekte hangi amaca hizmet ettiğine bakılır. Özellikle bu sınırların doğru değerlendirilmesi gerektiğinde, ilişkinin bir iş hukuku avukatı tarafından incelenmesi önem taşır.

Alt işverenlik ilişkisinin doğru kurulması yalnızca işverenler için değil, işçiler için de önemlidir. Çünkü işçinin ücret, fazla çalışma, yıllık izin, kıdem tazminatı ve ihbar tazminatı gibi haklarının hangi işverenden talep edileceği bu ilişkiye göre şekillenir. Görünüşte başka bir işverenin yanında çalışıyor olmak, her zaman asıl işverenin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Bu yüzden alt işverenlik meselesi sadece ticari bir organizasyon konusu değil, doğrudan işçi haklarını etkileyen bir hukuk sorunudur.

Alt İşverenlik İlişkisinin Kurulma Şartları

Geçerli bir alt işverenlik ilişkisinden söz edilebilmesi için önce iki ayrı işverenin varlığı gerekir. Bunlardan biri asıl işveren, diğeri ise belirli bir işi üstlenen alt işverendir. Alt işverenin yalnızca ismen var olması yeterli değildir. Kendi adına işçi çalıştırmalı, işi kendi organizasyonu içinde yürütmeli ve görevlendirdiği işçileri yalnızca üstlendiği iş kapsamında kullanmalıdır. Eğer işçiler görünüşte alt işveren işçisi olsa da fiilen asıl işverenin bütün işlerinde çalıştırılıyorsa, ilişki hukuken sorgulanmaya başlar.

İkinci önemli şart, alt işverene verilen işin niteliğidir. Yardımcı işler bakımından alt işverenlik daha kolay kurulabilir. Temizlik, güvenlik, yemek veya bakım gibi işler buna örnek verilebilir. Buna karşılık asıl işin bir bölümünün alt işverene verilmesi daha dar şartlara bağlıdır. Burada işin gereği ve teknolojik nedenlerle uzmanlık gereksinimi aranır. Sırf maliyet düşürmek, kadrolu işçilerin yerine taşeron işçi koymak veya mevcut işçilerin haklarını daraltmak amacıyla asıl işin bölünmesi geçerli kabul edilmez.

Bir başka şart da ilişkinin gerçek olmasıdır. Yani ortada yalnızca kağıt üzerinde kurulmuş bir taşeronluk yapısı bulunmamalıdır. Alt işverenin iş üzerinde gerçek bir yönetim ve organizasyon yetkisi olmalıdır. Kendi işçilerini seçmesi, yönlendirmesi ve üstlendiği işin sonucundan sorumlu olması beklenir. Eğer işin bütün sevk ve idaresi asıl işveren tarafından yürütülüyorsa ve alt işveren sadece formalite olarak görünüyorsa, bu durum geçerli bir alt işverenlik kurulduğu anlamına gelmez.

Sözleşmenin yazılı yapılması ve tarafların işin kapsamını açıkça belirlemesi de uygulamada önem taşır. Yazılı sözleşme tek başına yeterli olmasa da, hangi işin verildiği, işin sınırları ve işçilerin hangi kapsamda çalıştırıldığı bu metin üzerinden incelenir. Sonradan doğacak uyuşmazlıklarda fiili uygulama ile sözleşme içeriği birlikte değerlendirilir.

Asıl İşveren ile Kurulan Hukuki Bağ

Asıl işveren ile alt işveren arasındaki ilişki sıradan bir hizmet alımından daha farklı sonuçlar doğurur. Çünkü bu iki işveren arasındaki bağ, doğrudan işçilerin haklarına yansır. Alt işverenin işçileri, işlerini asıl işverenin işyerinde ve çoğu zaman onun faaliyet alanı içinde yerine getirir. Bu nedenle hukuk düzeni, işçinin yalnızca daha zayıf durumdaki alt işverene bırakılmasını önlemek için asıl işverene de belirli sorumluluklar yükler.

Asıl işveren ile alt işveren arasındaki hukuki bağın en önemli sonucu, birlikte sorumluluk ilkesidir. Alt işverenin işçilerine karşı ücret, fazla çalışma, hafta tatili, genel tatil, yıllık izin, kıdem tazminatı ve ihbar tazminatı gibi birçok alacak bakımından asıl işveren de sorumlu tutulabilir. Bu düzenleme işçinin korunması amacı taşır. Çünkü uygulamada alt işverenler bazen ekonomik olarak zayıf olabilir, kapanabilir ya da borçlarını ödeyemeyecek durumda bulunabilir. Böyle bir durumda işçinin tamamen korumasız kalmaması için asıl işverenin sorumluluğu devreye girer.

Bu hukuki bağ, işçinin hak arama yolunu da güçlendirir. İşçi alacağını sadece doğrudan yanında çalıştığı alt işverenden değil, şartları varsa asıl işverenden de talep edebilir. Ancak bunun için çalışmanın gerçekten alt işverenlik ilişkisi içinde yürütüldüğünün ve talep edilen alacağın o işyeriyle bağlantılı olduğunun ortaya konulması gerekir. Her olayda sorumluluğun kapsamı aynı olmayabilir. Bu nedenle dava açılırken veya arabuluculuk sürecine girilirken ilişkinin hukuki yapısı doğru kurulmalıdır.

Asıl işveren ile alt işveren arasındaki bağın sınırları belirlenirken işin niteliği, işçilerin çalışma düzeni ve işverenlerin fiili davranışları dikkate alınır. Kağıt üzerinde farklı görünen bir yapı, uygulamada tek işveren organizasyonu gibi işliyorsa mahkeme buna göre değerlendirme yapabilir. Bu nedenle hukuki bağ yalnızca sözleşmeyle değil, fiili çalışma düzeniyle de ortaya çıkar.

İşçilere Karşı Sorumluluğun Kapsamı

Alt işverenlik ilişkisinde işçilere karşı sorumluluğun kapsamı oldukça geniştir. İşçinin temel talebi çoğu zaman ücretin ödenmesi, fazla mesai karşılığının verilmesi, yıllık izin alacağının hesaplanması veya işten çıkış sonrası tazminatlarının ödenmesidir. Bu alacakların yerine getirilmesinden yalnızca alt işveren değil, belirli ölçüde asıl işveren de sorumlu olabilir. Bu durum işçi bakımından önemli bir güvencedir.

Ücret alacakları bakımından işçi, ücretini alamadığında alt işverene başvurabileceği gibi asıl işverene karşı da talepte bulunabilir. Aynı durum fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil alacakları için de geçerlidir. İş sözleşmesinin sona ermesi halinde kıdem tazminatı ve ihbar tazminatı gibi kalemler de sorumluluk kapsamına girebilir. Özellikle alt işverenin mali açıdan güçsüz olduğu dosyalarda bu birlikte sorumluluk işçi için belirleyici olur.

Ancak sorumluluğun kapsamı sınırsız değildir. Talep edilen alacağın o işyeri ile ilgili olması gerekir. Alt işverenin başka işyerindeki borçları veya farklı faaliyetlerinden doğan sorumluluklar aynı kapsamda değerlendirilmez. Bu nedenle işçi tarafından hangi alacağın hangi çalışma dönemine ve hangi iş ilişkisine dayandığının netleştirilmesi gerekir.

İş sağlığı ve güvenliği bakımından da ilişki önem taşır. Alt işveren işçisinin iş kazası geçirmesi veya güvensiz çalışma şartlarına maruz kalması durumunda, fiili denetim ve organizasyon yapısına göre asıl işverenin sorumluluğu da tartışılabilir. Bu yüzden alt işverenlik sadece ücret ve tazminat ilişkisi değil, daha geniş bir işçi koruma alanı içinde değerlendirilir.

Muvazaalı Alt İşverenlik İddiasının Sonuçları

Muvazaa, görünüşte geçerli bir alt işverenlik ilişkisi kurulmuş gibi gösterilmesine rağmen gerçekte farklı bir amaç güdülmesi anlamına gelir. En tipik örnek, asıl işverenin kendi işçilerini sanki alt işverenin işçisiymiş gibi göstermesi veya asıl işin bölünemeyecek kısmını hukuka aykırı biçimde taşerona devretmesidir. Bu tür ilişkilerde amaç çoğu zaman işçilik maliyetlerini düşürmek ve işçilerin haklarını zayıflatmaktır.

Muvazaalı alt işverenlik tespit edildiğinde en önemli sonuç, işçilerin baştan itibaren asıl işverenin işçisi sayılmasıdır. Bu durumda işçinin kıdem süresi, ücreti, izin hesabı, toplu iş sözleşmesi hükümleri ve tazminat hakları buna göre yeniden değerlendirilir. Yani görünüşte alt işveren işçisi gibi çalışan kişi, hukuken asıl işverenin işçisi kabul edilir. Bu sonuç hem geçmiş dönem alacakları hem de iş güvencesi açısından çok güçlü etkiler doğurur.

Muvazaa iddiası yalnızca iş mahkemelerinde değil, iş müfettişi denetimlerinde de gündeme gelebilir. Denetim sonucunda ilişkinin gerçek olmadığı kanaatine varılırsa idari sonuçlar ortaya çıkabilir. Bunun yanında işçi de açacağı davalarda muvazaaya dayanarak haklarını doğrudan asıl işverene yöneltebilir.

Uygulamada muvazaanın ispatı çoğu zaman fiili çalışma düzeni üzerinden yapılır. İşçilerin talimatı kimden aldığı, işe giriş çıkışın kim tarafından kontrol edildiği, işin kim adına yürütüldüğü ve alt işverenin gerçekten bağımsız bir organizasyona sahip olup olmadığı incelenir. Bu nedenle yalnızca sözleşme metni değil, sahadaki gerçek durum belirleyici olur. Alt işverenlik ilişkisinin hukuka uygun kurulmadığı hâllerde, görünüşte kurulan yapı kısa vadede pratik görünse de uzun vadede çok ağır hukuki sonuçlar doğurabilir.

Comments are closed

WhatsApp Ara